Öz: Hukuk, bireyin ve toplumun gereksinimleri göz önüne alınarak, adaleti sağlama gayesiyle yaptırım gücü üzerinden toplumsal düzeni kurmayı amaçlamaktadır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde hukukun süjesi olan bireyin temel ihtiyaçlarının karşılanması açısından etkili olan psiko-sosyal dinamiklerin dikkate alınması, hukuk kurallarının düzenleniş amacına uygun sonuçların elde edilmesini kolaylaştırıcı işleve sahiptir. Bireyin ihtiyaçları psikoloji biliminin konusunu oluştururken, toplumsal değişkenler sosyoloji bilimine işaret eder. Bu çalışmada araştırma konusu ile sınırlı kalarak, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yasal mal rejimine dair hükümlerin düzenlenmesinde dikkate alınan psikolojik ve sosyolojik etkenler dikkate alınarak, uygulamada ortaya çıkan mal kaçırmalar ve hakkaniyete aykırı paylaşımlar nedeniyle ağırlıklı olarak kadın eşin yaşadığı mağduriyetler hukuk, psikoloji ve sosyoloji bağlamında disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınmıştır.
Öz: Aile kavramı tarihin tüm dönemlerinde ve tüm toplumlarda en önem verilen kurumlar arasında gelmektedir. Dar ve geniş anlamıyla tanımları yapılan, toplumun içinde bulunduğu teknolojik, coğrafi, kültürel koşulların etkileriyle zaman içinde şekil değiştiren aile ilişkileri tarihin her döneminde önemli bir olgu olarak hukukun da konusu olmuştur. Bilhassa kültürel değerlerin, toplumsal cinsiyet kodlarının, geleneklerin belirlediği aile içi ilişkileri olası bir boşanma durumunda tüm paydaşları olumsuz yönde etkileyen sorunlarla karşılaşabilmektedir. Duygusal yönü ağır basan ve kendi içinde mahremiyet taşıyan bu ilişkilerin yargılama sürecinde de hassasiyetle korunması, tüm tarafların ortak beklentisidir. Bu çalışmada, yargılama faaliyetine bir alternatif çözüm modeli olarak düşünülen aile arabuluculuğu kavramı Türk aile yapısını belirleyen toplumsal motifler üzerinden kapsamlıca incelenmektedir.
Öz: Şirketlerin kurulmasında güdülen asli amaç, kurucuları ve ortakları başta olmak üzere ilişkili bulunduğu tüm paydaşlara kar sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak üzere bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasası ve devletin ekonomik faaliyetlerinde faaliyet gösteren şirketlerin aktiviteleri özellikle kapitalist piyasada kamu kurum ve kuruluşlarından sonra gelen en önemli kurumsal yapılanmalardır. Şirketlerin başarısı büyük ölçüde “Kâr Sağlama” nihai amacının gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ile ölçeklenebilir. Kârlılık ölçütü şirket başarısı ile doğru orantılandığında şirket faaliyetlerinin değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkar. Bu anlamda kâr aynı zamanda bir denetim aleti, işletmenin varlığını sürdürmesi ve geliştirilmesi için bir araçtır. Bunun için de şirket yönetiminden sorumlu olan kişi veya kişilerin ihtiyaç analizini doğru belirlemesi, şirketin mevcut kaynaklarının nasıl kullanılacağını ve bu kullanımın devamlılığının ne şekilde temin edileceğini tespit etmesi de bir zorunluluktur. Bu tespitleri yaparken, şirketlerin iç ve dış çevreleri, ülkedeki ve dünyadaki ekonomik durumu göz önünde bulundurması gerekmektedir. Dolayısıyla bütün bunlar, yönetsel bir sistem olarak tanımlayabilecek olan kurumsal yönetimi gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada “Kurumsal Yönetim” kavramı tüm bu yönleriyle inceleme konusu yapılmaktadır.
Öz: Tarihi geçmişi bazı tarihçilere göre 4500, bazı tarihçilere göre ise 4000 yıl gerilere giden sigortacılık kavramı zaman içinde insanlığın ihtiyaçlarına göre şekil ve içerik değiştirmiş, mevzuatlara konu olmuş, başlı başına bir iş kolu olarak piyasada yer bulmuştur. Sigorta kavramının özel bir nevi olan Hayat Sigortası, kişinin ilerleyen yaşamında karşılaşabileceği risklere karşı bir güvence oluşturmak ya da bazı durumlarda sevdiklerine yaşamsal bir standart oluşturma iradesine dayanmaktadır. Bu çalışmada bir Hayat Sigortası kavramı karşılaştırmalı mevzuat hükümleri üzerinden temel kavramlar açıklanacaktır.
Öz: Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID 19 salgın hastalığı, günlük yaşamın birçok alanını olduğu gibi, hukuki ilişkileri de olumsuz yönde etkilemiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen bu hastalığın etkilerinin azaltılması amacıyla, ülkemizde de birtakım hukuki düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çalışmada, COVID 19 nedeniyle kira sözleşmelerinde yaşanan sorunlar ve çözüm alternatifleri, farklı olasılıklar ve uygulama sorunları üzerinden işlenmektedir.
Öz: Günlük hayatta karşılaşılan hukuki uyuşmazlıkların çözümünde kamu erkine dayalı yargı organının nihai karar merci oluşu, her bir bireyin zihnindeki “İdeal Devlet” algısının doğal ve beklenen bir sonucudur. Ancak yargılama fonksiyonunun sayısız toplumsal, sosyo psikolojik, ekonomik nedenlerle adalet amacından sapma göstermesi, bu uyuşmazlıkların tarafı olan özel ve tüzel kişilikler arasında adalet beklentisini yargılama erkine uğramadan karşılamaya yönelik girişimler arayışına yöneltmiştir. Bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkan “Arabuluculuk” ve “Tahkim”, ortak noktaları, özel nitelikleri ve olumlu- olumsuz yönleriyle uyuşmazlıkların çözümü konusunda devletin tekelindeki yargılama faaliyetine alternatif olarak başvurulan en yaygın uyuşmazlık çözüm yöntemlerindendir. Bu çalışmanın amacı sözü edilen bu iki uyuşmazlık çözüm yönteminin ortak ve ayırıcı noktalarını vurgulayarak karşılaştırmalı bir çalışma yapmaktadır.
Öz: Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde kamu erkine dayalı yargı organının nihai karar merci oluşu, bireylerin ideal devlet algısının beklenen bir sonucudur. Ancak yargılama fonksiyonunun zaman zaman nihai amacı olan adalet olgusundan sapma göstermesi, uyuşmazlıkların taraflarını yargılama erkine alternatif yöntem arayışına yöneltmiştir. Bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkan “Tahkim” kavramı, uyuşmazlıkların çözümü konusunda devlet tekelindeki yargılama faaliyetine alternatif bir çözüm yöntemi olma özelliği taşımaktadır. Bu çalışmada tahkim yöntemi genel olarak tanımlanarak, tahkim ilk itirazına ilişkin esaslar karşılaştırmalı hukuk üzerinden incelenmiştir.
Öz: Üçüncü kişiyi koruyucu etkili borç ilişkileri mevzuatta açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte borcun kaynağı olarak kabul edilen sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da vekâletsiz iş görme gibi kavramların yeterli güvenceyi sağlamadığı düşüncesiyle öğretide ve içtihatlarda üçüncü kişileri koruyucu nitelikli yansıma zarar ve culpa in contrahendo gibi sorumluluk türleri ortaya konulmuştur. MK. m. 2’de düzenlenen dürüstlük prensibi ile birlikte, sözleşmelere hâkim olan güven prensibine ve aslî edim yükümlülüklerinden bağımsız olarak ortaya çıkan bu sorumluluklarda, sözleşme dışı hukukî kavramların yeterli korumayı sağlamadığı düşüncesiyle, üçüncü kişilerin belli koşullar altında ortada bir sözleşme ilişkisi varmışçasına korunması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada edim yükümünden bağımsız borç ilişkileri, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, fiilî sözleşme ilişkisi teorileri gibi dokrinde geliştirilmiş görüşlerin yanı sıra halefiyet, üçüncü kişinin fiilîni üstlenme ve üçüncü kişi yararına sözleşme gibi üçüncü kişileri koruyucu özellikler taşıyan, mevzuatta düzenlenmiş borç ilişkileri de inceleme konusu yapılmaktadır.
Öz: Medeni Kanun’un “Aile Hukuku” kitabında yer alan eşler arasındaki “Mal Rejimleri” bölümünde, eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları ve evlilik süresince edindikleri taşınır, taşınmaz mal ve para gibi malvarlıklarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde her türlü işlem yapma usulleri ve evlilik sona erdiğinde malların paylaşımı, tasfiyesine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Eşler kanunda yer alan seçimlik mal rejimlerinden herhangi birini seçmedikleri takdirde Kanunda belirlenen yasal mal rejimine tabi olurlar. 1926 tarihli Türk Kanunu Medenisinde “Mal Ayrılığı”, 2002 tarihli Türk Medeni Kanunu’nda ise “Edinilmiş Mallara Katılma” yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Eşler kanunda belirtilen mal rejimlerinden herhangi birini seçme konusunda serbesttir. Ancak bu serbesti her zaman eşleri ekonomik olarak korumamakta, bu tür durumlarda da hakim kararına ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu bağlamda M.K. 206. Maddesinde haklı sebeplerin varlığı halinde olağanüstü mal rejimi ile eşler arasındaki mal rejimi mahkeme kararı ile mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesi imkanı tanınmıştır. Çalışmamızda, Yargıtay ve doktrin görüşleri ışığında madde hükmü ve uygulamadaki yansımaları incelenecektir.
Öz: Hukuk, bireyin ve toplumun gereksinimleri göz önüne alınarak, adaleti sağlama gayesiyle yaptırım gücü üzerinden toplumsal düzeni kurmayı amaçlamaktadır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde hukukun süjesi olan bireyin temel ihtiyaçlarının karşılanması açısından etkili olan psiko-sosyal dinamiklerin dikkate alınması, hukuk kurallarının düzenleniş amacına uygun sonuçların elde edilmesini kolaylaştırıcı işleve sahiptir. Bireyin ihtiyaçları psikoloji biliminin konusunu oluştururken, toplumsal değişkenler sosyoloji bilimine işaret eder. Bu çalışmada araştırma konusu ile sınırlı kalarak, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yasal mal rejimlerine dair hükümlerin düzenlenmesinde dikkate alınan psikolojik ve sosyolojik etkenler dikkate alınarak, uygulamada ortaya çıkan mal kaçırmalar ve hakkaniyete aykırı paylaşımlar nedeniyle ağırlıklı olarak kadın eşin yaşadığı mağduriyetler hukuk, psikoloji ve sosyoloji bağlamında disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınmıştır.
Özel hukuka ilişkin uyuşmazlıklar kural olarak yargılama makamlarınca çözümlenmektedir. Bu kararların kesin ve bağlayıcı olması tarafların dava yolunu seçmelerinin en önemli nedenlerinden biridir. Bununla birlikte ortaya çıkan uyuşmazlıklarda yargı yoluna başvurulmasının bazı istenmeyen sonuçları da bulunmaktadır. Yargıda artan iş yükü nedeniyle yargılama sürecinin uzaması, husumete dayalı bir yargı sürecinin taraflar arasındaki iletişime zarar vermesi ve tarafların bu sürece müdahalelerinin sınırlı olması gibi olumsuzluklar, tarafları alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk yöntemine sevk etmiştir. Özel hukuk düzenlemelerinin aksine, kamu düzeniyle yakından ilgili olması itibariyle sınırlı bir uygulama alanı bulunmakla birlikte aile hukukundan doğan uyuşmazlıklarda da arabuluculuk yöntemi uygulanabilmektedir. Çalışmamızda arabuluculuğun özel bir türü olan aile arabuluculuğu kavramı, uygulandığı uyuşmazlıkların türleri bakımından detaylıca incelenmektedir.
İş hukuku mevzuatımızda iş sözleşmelerinin işveren tarafından geçerli bir neden olmaksızın sonlandırılması konusunda birtakım sınırlandırmalar getirilmiştir. Geçersiz feshin bir yaptırımı olarak da kabul edilebilen bu sınırlamaların belki de en önemlisi işveren tarafından iş sözleşmesinin geçersiz nedenle feshedilmesi durumunda işçiye işe iade talebinde bulunma imkânının tanınmasıdır. İşçinin işe iade davasını kazanması ve yasal süresinde işveren başvurması halinde işverene işçiyi işe başlatma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu çalışmada işverenin iş güvencesi hükümlerine aykırı olarak iş akdini geçerli bir nedene dayanmaksızın feshetmesinin iş hukukundaki yaptırımlarından biri olarak düzenlenen işe iade davasının işçiye sağladığı güvencenin kapsamında yer alan “boşta geçen süre ücreti” ve bir tür iş güvencesi tazminatı olarak “işe iade tazminatı” kavramları incelenmektedir. Yargılama makamının verdiği işe iade kararına dayanarak işverene yasal başvurusunu gerçekleştiren işçinin bu başvurusu karşısında işverenin ödemekle yükümlü olduğu tazminat ve sair ödemeler, farklı olasılıklar üzerinden irdelenerek, son olarak işyeri sendika temsilcisine ilişkin özel düzenlemelere değinilmektedir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan ve rekabet karşıtı uygulamaları yasaklayan yaptırımlar ağırlıklı olarak kamu hukukuna ilişkin olmakla birlikte, rekabet ihlâline yol açan uygulamaların esasında özel hukukun konusunu oluşturması, bu hususların özel hukukta ortaya çıkardığı sonuçların da düzenlenmesini zorunlu kılmıştır. Zira bir ülkenin hukuk mevzuatının piyasada etkin bir rekabetin işlerliğinin güvencesini oluşturması kamu hukuku ve özel hukuk yaptırımlarının büyük ölçüde uyumlu olması ile bağlantılıdır. Bu sayede her iki hukuk alanı bir diğerinin eksik kaldığı noktalarda tamamlayıcılık ve caydırıcılık işlerliği ile uygulanarak, bir yandan idarenin iş yükünün azalması sağlanırken, diğer taraftan etkili bir rekabet hukuku politikasının güvencesini oluşturan yasal mevzuat zemininde boşluk bulunması da önlenmiş olacaktır. Çalışmamızda RKHK’da yer verilen rekabet ihlâli oluşturan anlaşma, karar, eylem ve işlemlere değinilerek bu işlemler nedeniyle öngörülen iki temel özel hukuk yaptırımı olan geçersizlik ve tazminat yaptırımları ele alınmaktadır.